İşe Dönüş: Çalışan anne olmak

Değişen dünya şartlarıyla birlikte bireylerin yaşamdan ve kendilerinden beklentileri, ihtiyaçları, ilgileri, yatırımları da değişim göstermektedir. Dolayısıyla, başta ekonomik sebepler olmak üzere, ilgi ve eğitimleri doğrultusunda kadınların iş yaşamında artan oranda yer aldığı görülmektedir. Bu durum, henüz anne olmuş bir kadının, çoğunlukla kendi annesinden gördüğü, içselleştirdiği farklı bir annelik modeline geçmesini gerektirir. Kendi büyüme evresinde annesi tarafından büyütülen bir annenin kendi bebeğine bakımı ve büyümesi sürecinde aynı zamanı ayırma imkanını bulamaması karışık duygular ve düşünceler yaşattırır. Kendi annesi gibi çocuğunun yanında olamadığı için acaba hata mı yapmaktadır? Kendi mecburiyetleri, istekleri, ihtiyaçları ve amaçları uğruna bebeğininkilerini göz ardı mı etmektedir? Bütün bu sorulara cevap bulmak kolay olmasa da bunlar arasında nasıl bir denge kurulabileceği, geçiş sürecinin nasıl ele alınabileceği üzerinde durulması, bu durumun bebeğin, annenin ve ailenin üzerindeki etkisinin gözden geçirilmesi durumu daha baş edilebilir kılar.

Birçok çalışan anne adayı izin hakkını özel durumlar dışında doğuma yakın alır. Bunun içgüdüsel ve zihinsel olarak anlamlı bir dayanağı vardır o da: Bebeğiyle mümkün olduğunca daha fazla birlikte olmak. Anne doğacak bebeğini beslemek, rahatlatmak, sağlıklı bir şekilde büyütmek, tanımak ve bir ilişki kurmak ihtiyacı içindedir. Aynı şekilde bebeğin doğumdan itibaren kendisini ilişkiye hazır hissettiği en yakın kişi annesidir. Onun kokusu, sütü, kucağı, sesi kendisine tanıdıktır ve dış dünyaya alışması ve güvenebilmesi için en temel dayanağı oluşturur. Anne ile bebeğin arasındaki sanki dünyada sadece ikisinin var olduğu ve başkaları yokmuşcasına yaşanan karşılıklı olan bu yatırım bir tür delilik halidir. Neredeyse annenin gözü bebekten başkasını görmez, bebeğinki de anneden başkasını. Anne ve bebek ayrı ayrı değil, “anne-bebek çifti” olarak görülür. Anne kendini bebeğini tanımaya, anlamaya ve rahatlatmaya adar. Bebeği uyurken kendisi de uyur, yemeğini o uyurken yer, sütünün çoğalması ya da bebeğinin gazı olmaması için beslenmesini düzenler. Konuşulan konuları takip etmekte, yapılan esprileri anlamakta zorluk çeker. Sanki başka bir diyarda gibidir, aklı hep bebeğindedir. İş hayatında her sabah düzenli olarak aynı saatte kalkan, evden çıkış ve geliş saatleri önceden belirli, yapılacaklar listesinden sırayla gitmeye alışkın bir anne için bebeğin beklenmedik ve tahmin edilemez hallerine uyum sağlamak hiç de kolay değildir. Başlangıçta kendine, bebeğe ve duruma yabancılaşmış gibi hissedilebilir. Bu durum ilişkinin dışında kalan diğer aile üyeleri için de kolay değildir. Neyse ki bu kendini delicesine adamış hali o kadar uzun sürmez. Evde başka bir çocuğun varlığı, eşler arası ilişkisinin özellikleri, farklı yaşam koşulları annenin bu durumdan çıkmasına yardımcı olur. Annenin tekrar bir yetişkin olup, birey olarak kendi ihtiyaçlarını ve sorumluluklarını hatırlaması, bebeğin de annesinin bu yoğun ilgi ve meşguliyetinden uzaklaşıp, birey olabilmesi ve büyüyebilmesi için anne ile bebeğin ayrışmasına ihtiyaç vardır. İşte işe başlama süreciyle annenin zihninin meşgul olması ve gerekli düzenlemeler yapıp kendini ve bebeğini de bu ayrılığa hazırlaması bu ayrışmaya da yardımcı olur. Bu noktada babanın da rolü önemlidir. Sembolik olarak baba annenin kendisine yatırım yapmasına, bebekten sağlıklı bir mesafe kazanmasına ve işe geçiş yapmasına yardımcı olur.

Bebeğin yaşamında ilk altı ayı annesiyle birlikte geçirmesi anne ile bebek arasındaki ilişki için temel oluşturur. Bu dönemin sonuna doğru artık anne ile bebek arasındaki bağ kurulmuş, annesinin dışında kendisiyle yakından ilgilenen kişi ya da kişilerle de ilişki kurmaya başlamıştır. Çoğunlukla ilk dönemlerin belirsizlikleri yerini daha önceden tahmin edilebilen rutinlere bırakmıştır. Artık sadece anne sütü değil ek gıdalarla da beslenebilmekte, annenin gidiş gelişlerine eğer yanında alıştığı, güvendiği bir kişi var ise kısmen de olsa uyum sağlayabilme kapasitesini geliştirmeye başlamıştır. Ancak, genelde çalışan annelerin pek azı bu süreyi kullanma şansını yakalar. Anne olarak bilinmesi gereken en önemli şeylerden biri, bebeğin ilk aylardan itibaren annenin ruh halinden etkilendiğidir. Endişeli bir annenin bebeği bu endişeyi kendi duygusu gibi yaşar ve bununla baş etmek için gerekli donanımı olmadığı için bu endişesini bedeniyle dışarı vurur. Uyku ve beslenme düzeninin bozulmasıyla, huzursuzluk ve/veya hareketlilikle dışarı vurur. Bebek dünyaya annenin penceresinden baktığından dolayı başına gelenleri onun algıladığı gibi algılar. Bu nedenle annenin işe başlama sürecinde çevresini, bebeğini hazırladığı gibi kendisini de hazırlamaya ihtiyacı vardır. İşe dönmeyi tedirginlik ve suçlulukla bekleyen bir annenin bebeği için karşılaştığı bu durum “kötü” bir şey olarak yaşanır.

Hayatta kalmanın temel taşlarından biri olan beslenme annenin başlangıçtan itibaren zihnini meşgul eden konulardan biridir. Bu meşguliyet doğumdan itibaren sütünün bebeği yeterince besleyip besleyemediğiyle başlar, kendisi yokken nasıl besleneceğine dair devam eder. Annenin bebeğinin 6 aylık olmadan işe başlaması, muhtemelen bebeğin biberona alışmaya ihtiyacı olduğunu gösterir. İşe başlamadan en az on gün önce bebeği biberona alıştırma çalışmalarına başlamakta yarar vardır. Böylece bebek biberona alışırken annesi de bu alışma zamanında yanında olmuş olur. Birçok kaynak biberon konusunda farklı görüşler bildirmektedir. Bazıları, bebeğin emmeyi bırakacağından dolayı biberonla erken yaşlarda tanışmaması gerektiğini savunurken diğerleri, alışana kadar günde bir kere biberonla beslemeyi önermektedir. Yapılan araştırmalar, 2 haftalık bebeklerin günde bir kere biberonla beslenmesine rağmen memeden emmekten de vazgeçmediklerini göstermektedir. Biberonla erken tanışma, bebekler 3–4 haftalık olduğunda anneye de belli avantajlar sağlayabilir: hem anne biraz dinlenmiş olur hem de baba veya bakan başka bir kişiye bebeği besleme fırsat sağlar. Sütün gelmesi annenin göğsünün uyarılmasına bağlıdır. Burada unutulmaması gereken şey, bebeğin biberona alıştıktan sonra anne sütünü pompalamazsa zaman içerisinde sütün azalacağıdır. Bu yüzden, biberon vermeye başladığında annenin kendi programına uygun olarak haftanın belirli günleri biberon kullanıp ve aynı zamanda bebeği emzirmeye devam etmesinde yarar vardır. Biberona alıştırırken beslenmeyi eğlenceli ve rahatlatıcı bir oyun haline getirmek, bebek ilgisiz görünse de tekrar denemek gerekir. Eğer biberonla beslenme bir savaşa dönüşürse bebek biberonla olumsuz bir ilişki kurabilir ve durum daha da zorlaşabilir. Bebek aç değil iken süt veya formula dolu biberon bir oyuncak gibi ona uzatıldığında çoğu bebeğin oyuncakları ağızlarına götürdükleri gibi biberonu da ağzına götürür. Bu da bebeğin hoşuna gidebilir ve alışmasını kolaylaştırabilir.

Emziren anneler genelde işe başlamadan önce süt depolamaya başlarlar. Böylelikle, süt pompalamayı bilerek işe başlamış olurlar. Günde bir kere ekstradan süt pompalamaya süt yeterli miktarda gelmeye başlandığı anda başlanabilir. İlk zamanlarda süt ancak bebeğe yetecek kadar olabilir. Bazı anneler için süt pompalamaya alışmak ve en uygun şartları sağlamak biraz zaman alabilir. Süt pompalamak için en uygun zaman sabah saatleridir. Süt pompalamayı, sabah bebek uyanmadan veya onu emzirdikten hemen sonra veya bir saat sonra denenebilir. Unutulmaması gereken şey stres, endişe, gerginlik ve dikkat dağıtıcı herhangi bir durumun sütün gelişini engelleyebileceğidir. Başarılı ve sağlıklı pompalama yapabilmek için ortamın rahatlatıcı ve huzurlu olması gereklidir. Dolayısıyla iş ortamında kendini rahat hissedebileceği bir ortamda bebeğini aklından geçirerek ya da resmine bakarak pompalaması sütün verimini arttırır.

Annenin bu geçiş dönenimde kendisini meşgul eden bir diğer önemli konu ise kendisinin yokluğunda bebeğine kimin ve nasıl bakacağı konusudur. Geçmiş zamanlara göre anneanne/babaanne gibi aile büyükleriyle yakın olunan geniş ailelerden, günümüzde anne-baba ve çocuktan oluşan çekirdek aileye geçilmiştir. Bu durum, çocuklar için erken yaşta kurum ve bakıcı bulma ihtiyacını doyurmuştur. Aile kendi ihtiyaçlarına ve imkanlarına uygun bir seçim yapmak durumundadır. Başlangıçta bebeğin bakımını bir başkasına bırakma fikri korkutucu gelebilir. Bu nedenle karar vermek için anne-babanın kendilerine zaman vermesi gerekir. Yakın zamanlarda gündüz bakım evlerindeki artış dikkat çekicidir. Burada bebeğin güvenliği, hijyen şartları, bakıcı-bebek ortalaması önem taşır. Ancak yine de özellikle erken bebeklik döneminde, bebeğin kendi evinde ve annesinin de yanındayken kendi bakımıyla ilgilenmiş, kısmen de olsa her ikisinin de tanıdığı ve güvendiği biri tarafından sürekli olarak bakılması bebek için önem taşıdığı gibi anneyi de rahatlatır. Bu nedenle bebeğinin bakımını kendi annesi bile olsa başka bir kişiye bırakacaksa annenin, bebeği ile bakacak kişinin birbirlerine alışabilecekleri bir zamanı ve ortamı hazırlamasında yarar vardır. Bu süre içerisinde bebeğinin özelliklerini bu kişiye anlatması, günlük rutinini öğrenmesine, uyku, yemek, alt değişme gibi temel bakım alanlarında uygulama yapmasına fırsat vermesi gerekir. Anne çocuk yetiştirmedeki kendi yaklaşımını, evin ve bebeğin hijyen kurallarını bakan kişiye aktarmak için de bir zaman harcamalıdır. Kişisel farklılıklar olmakla birlikte, anne ile bakan kişinin ortak bir takım noktalarda buluşabiliyor olması, kendisinden beklenenleri yapmakla ilgili çaba içinde olması, bebekle ilişkisindeki olumlu duygusal tonun olması annenin de bakan kişiye olumlu duygular besleyip, güven duymasına yardımcı olur. Anne bakan kişiye güvenebildiği, rahatça bırakabildiği zaman bebeğinden daha rahat ayrılıp, işine odaklanabilir. Bebek de annesinin boşluklarında kendisine bakacak kişiyle güvenli bir ilişki oluşturabilir. Gerçekte, annenin yokluğunda bakan kişi anneyi temsil eder, onunla ilişkinin sürekliliğini sağlar. Anne ile bebek arasındaki ilişki, bakan kişi vasıtasıyla annenin yokluğunda da devam eder.

Annenin bebeğinin doyurulması ve bakılmasıyla ilgili düzenlemelerin yanında kendini ve bebeği ayrılığa hazırlaması için kısa ayrılıklara ihtiyaç vardır. Bu bakıcının bebekle baş başa kalıp yaşanabilecek bir takım zorluklarla ilgili baş etme becerilerini geliştirmesine yardımcı olur. Bebeğin annesinin gidiş gelişlerine alışması ve annenin de bebeğinden uzak kalabilme kapasitesini geliştirmesine yardımcı olur. Önce daha kısa sürelerle başlanarak, süre gittikçe uzatılabilir. Uyutma, besleme ile ilgili bir zorluk olduğunda anneye daha rahat ulaşılabilmesi anne için de rahatlatıcı olacaktır. Ayrıca bu küçük deneyimler uzunca bir süredir bebeği dışında pek az şeyle ilgilenen anne için, kendini ve ihtiyaçlarını yeniden fark etme fırsatı verir.

Bu hazırlanma sürecinin sonunda bebek ve anne ayrılık deneyimleri yaşamış, bebeğin bakıcıya, bakıcının bebeğe alışması sağlanmış, bebeğin beslenmesi için gereken sütler depolanmış, beslenmek için kullanılması gereken biberona geçilmiş olsa da işe başlanan gün diğer günlerden farklı bir gün olacaktır. Yeni anneler, işe geldiklerindeki günü “buruk bir gün” olarak tanımlarlar. Anne uzun zamandır ayrı kaldığı iş ortamına yeniden dönerken bebeğinden ayrıldığı için üzgün, onun nasıl olduğuyla ilgili endişeli, yeniden işte olmakla ilgili şaşkın hissedebilirler. Ancak kendini işe odaklayabildiğinde bu duygulardan sıyrılmayı başarabilir. Bazı anneler ise bebeğiyle çok yoğun yaşanan bu dönemden bunalmış ve yorgun çıkarlar. Yeniden işe dönmek onlar için bir tür yeniden nefes almak gibidir. Ancak işe başlamayı böyle hissetmekle ilgili suçluluk duyabilirler. Oysa kimse hissettikleri ve düşündüklerinden dolayı suçlanamaz. Böyle hissetmesi kötü bir anne olduğu anlamına da gelmez. İşe başlamak bebeğinden uzakta kalıp, bir miktar onu özleme fırsatı verir. Böylece yeniden bir araya geldiğinde eskisinden çok daha fazla olumlu duygular hissedebileceği bir enerjiyle dolar.

İşe başlamakla birlikte anne farklı alanlardaki sorumluluklarıyla baş başa kalır. Çoğu iş yeri eski çalışanının sanki hiç uzaklaşmamış gibi işine aynı şekilde kaldığı yerden aynı performansla devam etmesini bekler. Pek azı işe başladıktan sonra doğum izni sebebiyle ilk zamanlarında yarım gün çalışma gibi konularda yardımcı olur. Evde ise annenin gelişini bekleyen bir bebek vardır ki, o da annesinin bütün gün nasıl yorulduğu, neler yaptığıyla ilgili henüz ilgili değildir. Ayrılığa ne kadar alıştırılmaya çalışılsa da annenin yokluğu özlem, endişe, kızgınlık gibi karışık duyguları bebeğe yaşatır. Bu duygularla tek başına baş etmek bir bebek için imkansız gibidir. Anneye düşen bu duyguları kabul ve ilişkinin her şeye rağmen sürekliliğini sağlamaktır. Bebeğin bu duygularını taşıyabilmek için annesine ihtiyaç duyarken, annenin de bu arada kalmışlıkla baş etmesi, bebeğinin zor duygularını taşıyabilmesi için eşine ihtiyaç duyar.

Bir kişi ne kadar yetenekli olursa olsun farklı rollerin hepsini tam anlamıyla yerine getirmesinin en azından belli bir bedel ödemeden veya fedakarlık yapmadan mümkün olmadığı herkesçe bilinir. Herkesin hata yaptığını, iyi olduğu gibi kötü günleri de olduğunu bilinmesine karşın mükemmel olma çabası birçok çalışan anneyi gereksiz yere zorlar. Halbuki önemli olan “çok iyi yapmak” değil, içinde bulunan koşullar izin verdiği kadarıyla “yeterince iyi yapmaktır”. Çalışan anne de ev ve iş arasındaki dengeyi kurarken kendisinden ve çevresindekilerden beklentisini gözden geçirmesinde yarar vardır. Bebeği gece sık sık uyandığında sadece kendisi uyanıp bebeğiyle ilgileniyor ve ertesi gün de işte aynı performansı göstermesini kendisinden bekliyorsa, kendisinden insanüstü bir şey beklediği anlamına gelir. Çalışan annenin belki de geliştirmesi gereken becerilerinden biri “yardım isteyebilme” becerisidir. Eşinden talep edeceği yardımla, gece kalkışlarında kendi aralarında bir dönüşüm oluşturabilirler. Gün içerisinde daha az önemli şeyleri önemlilerden ayırt etmek, başkalarının önceliğindense kendi önceliklerini gözden geçirmek, önceliği olmayan şeylerde standartları düşürmek çalışan annenin enerjisini tasarruf etmesine ve bebeğiyle ilgilenebilmek için zaman ayırabilmesine yardımcı olabilir. Bazı babaların evin düzeninin nasıl sağlandığıyla ilgili her hangi bir bilgileri yoktur. Eve geldiğinde ev işlerinin bitmiş olduğunu var sayarlar. Kendi annelerinin ev hanımı olduğu, babalarının işten eve geldiğinde hizmet gördüğü ailelerden gelmektedir. Babanın çalışarak evin geçimini sağladığı, annenin de evin iç işlerini yürüttüğü bir ailenin içinde büyümüştür. Dolayısıyla çalışan anne-babaya ait bir referansı yoktur. Kendileri iş dönüşünde evi sığınak gibi görüp o günün yorgunluğunu atıp, bir sonraki güne hazırlanmak için bir dinlenme alanı olarak ele alır. Oysa işten dönen çoğu kadın içinse yemek hazırlamak ve kaldırmak, banyo yaptırmak, masal okumak, çamaşır yıkamak gibi yeni bir mesai başlamıştır. Eşlerin kendi aralarında görev dağılımı yapmaları diğerinin kendinin kötüye kullanılıyormuş gibi hissetmesini engeller. Birçok evlilikte yaşanan temel sıkıntı da bir tarafın kendinden çok fazla şey veriyor gibi hissetmesinden kaynaklanır. Dolayısıyla çiftlerin belki de çocuk sahibi olmadan önce ev işlerini bölüşmeleri, birbirlerine ihtiyaçlarını paylaşıp, yardım isteyebilen bir ilişki oluşturmaları, daha sonradan artan sorumluluklarla oluşabilecek sıkıntıları önleyebilir.

Çalışan annelerin en büyük sıkıntılarından biri bebeklerine yeterince zaman ayıramadıklarını düşünmeleridir. Oysa bütün gün evde olan, ama zaten evde olmasının çocuk için yeterli olduğunu düşünen ve onunla “kaliteli zaman” denen yoğun ilişkiyi kurmayan, en küçük faaliyet yapmayan pek çok ev kadını olduğunu unutmamak gerekir. Bebek ve çocuk için birlikte geçirilen zamanın ne olduğu kadar nasıl olduğu da önemlidir. Sağlıklı olan ile olmayan ilişki arasındaki farkı birlikte geçirilen zamanın niteliği belirler. Birlikte geçirilen bu özel zamandan kast edilen annenin bütün ilgi ve dikkatini bebeğine verebildiği, onun istekleri doğrultusunda oyun oynayabildiği, telefonun, televizyonun kapalı olduğu, etrafla ilişkinin kesildiği bir zaman dilimidir. Bebekler bu özel zamanlarda yaşadıkları olumlu deneyimlerle zihinlerinde anne-babalarıyla ilgili olumlu resimler oluştururlar. Ayrılık gibi kendisine zor duygular hissettiren durumlarla karşılaştığında baş etmesine yardımcı olan şeylerden biri de ebeveyniyle birlikte yaşanan bu olumlu ilişki deneyimidir.

Ebeveynlik sürekli bir şeyler vermeyi gerektirir. Anne ve babaların kendilerine vakit ayırması kendilerini fiziksel ve duygusal olarak çocuklarına bir şey vermeye hevesli ve istekli hissedebilmeleri adına önemlidir. Hiçbir çocuk ya da bebek yorgun, sinirli bir anne baba istemez. Ayrıca çocuğuna kendinden çok şey veren bir ebeveyn de çocuğundan benzer bir karşılık bekler. Buna karşın çoğu anne-baba kendine zaman ayırmak konusunda tereddüt eder. Bu bencillik veya çocuğa yapılan bir haksızlık gibi düşünülür. Oysa uçaklarda belirtildiği gibi “önce kendi oksijen maskenizi sonra çocuğunuzun maskesini takmalısınız”. Burada kastedilen ebeveynin çocuğuna yardımcı olabilmesi için önce kendi ihtiyacını karşılayıp ayakta durması gerektiğidir. Önceliği çocuklara vermek çoğu zaman çift ilişkisine gerekli önemi vermemeye de neden olur. Anne-baba birbirine vakit ayırıp, ilişkilerini güçlendirerek de çocuklarına iyilik ederler. Çocuklar iyi bir çift ilişkisinin varlığında kendilerini güvende hissederler. Bebeğin ileriki dönemlerde kendi kendine kalabilmesi ve kendini geliştirebilmesi için anne-babanın birlikteliğini fark edip, dışında kalabilmeyi kabullenebilmesi lazımdır. Ancak böylece kendine ve büyüyüp gelişmeye yatırım yapabilir. Elbette arkadaşlar da annenin nefes alabilmesi için önemli bir kaynaktır. Diğer yetişkinlerle de vakit geçirmek anne-babanın kendisini yenilenmiş, yeniden enerji dolmuş hissetmesini sağlar. Bebeğin de anne-babadan farklı kişilerle olumlu ilişki kurabilmesine yardımcı olur. Çalışan anneler kendilerini iyi hissettikleri sürece çocuklarının iyi olacağını unutmaması gerekir. Çalışmaya olumsuz şeyler atfeden, bebeğinden ayrıldığı için kendini suçlu hisseden bir annenin bebeği de bu yaşananı olumsuz bir şey olarak algılar. Dolayısıyla da annesinin kendisinden ayrılmasını ve başka bir şeyle uğraşmasını olumsuz bir şey olarak algılamasına neden olur. Annenin kendi anneliğini yetersiz gördüğü, kaygılı ve suçlu hissettiği durumlarda, çocuk da öyle görmeye başlar. Çalışmanın çocuğa ihanet olmadığını, aksine ilişkiyi daha kaliteli yapacağını hissedebilmesi hem kendisi, hem bebeği, hem de ailenin geneli için olumlu bir başlangıç olacaktır.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

Ayın Dosyası

  • Nasıl Bir Anaokulu? +

    Anaokulu sadece çocuk için değil, anne-baba içinde evden dış dünyaya geçişi temsil eder. Daha önce evde kendi denetiminde bakılan çocuk, Devamını Oku
  • Çocuğum İlkokula Hazır mı? +

    Ilkokula geçiş hemen her çocuk için hem heyecan verici hem de zorlayıcıdır. Kuralların olduğu ve artık oyunun yerini dersin aldığı Devamını Oku
  • Anaokuluna Başlarken +

    Aile içinde temelleri atılan eğitimin ikinci adımı, ilköğretim ile aile arasında bir köprü vazifesi kuran anaokuludur. Devamını Oku
  • Nasıl Bir İlkokul? +

    Ortalama bir anne-baba çocuklarının iyi bir eğitim alması, birey olarak kendini donatabilmesi, hayatını geçindirecek iş sahibi olmasıyla ilgili hayalleri vardır. Devamını Oku
  • Çocuklara Tuvalet Alışkanlığı Kazandırma +

    Tuvalet alışkanlığı çocuğun birey olma yolunda önemli gelişim aşamalarından birini oluşturur. Kendi bedenini ve işleyişiyle ilgili öğreniminde önemli bir rol Devamını Oku
  • 1

Kısa Kısa

Araştırmalar, kış aylarında doğanların diğer mevsimlerde doğanlara göre, kadınların da erkelere göre sabahları daha üretken olduklarını göstermiştir.