Kız mı, Erkek mi?

Bir çocuk doğduğunda (ya da bir gebelik haberi aldığımızda) ilk sorduğumuz soru ‘Kız mı, erkek mi?’ olur. Peki neden en çok merak edilen soru bu? Her ne kadar cevabı kişiden kişiye değişebilse de, özünde dünyaya yeni gelen bu canlı için bir nevi kimlik arayışı yatar. Kimdir bu yeni gelen, ileride bir kadın mı olacak? Yoksa bir adam mı?

İnsan olmanın koşuludur cinsiyet. Genelde ikinci soru ise ne isim koydular olur. Tabii burada da kimlik, yani gelenin kim olduğu sorularına yanıt aramaya devam ederiz. Nazlı mıdır yoksa, Mert mi aramıza yeni katılan ? Ne mi farkeder... ?

Öncelikle bu farklılığın kökenlerini düşünebiliriz. Ne kadarı genetik ne kadarı çevresel faktörlere bağlı. Anne ve baba adayları daha cinsiyetini öğrenmeden gelecek olan bebekle ilgili kız olursa şöyle erkek olursa böyle diyerek hayaller kurarlar. Yani daha cinsiyet belli değilken bile kız ve erkek ayrımı söz konusudur. Bu ayrım hamileliliğin 4. ayından itibaren doktorun cinsiyeti aileyle paylaşması ile iyice belirginleşir. Artık gelecek olan bebeğe yapılan yatırım sadece varlığına değil cinsiyetine de yapılmaya başlanmıştır. Anne ve baba alınan eşyalardan odasının dekorasyonuna, bebeğin cinsiyetine göre seçimlerini yaparlar. Ancak anne ve babanın bebeğin cinsiyeti ile ilgili  yaptığı duygusal ve ruhsal yatırım çok belirleyicidir. Şimdiye kadar anne karnında bebeğim diye hitap edilen bebeğe cinsiyetin öğrenilmesi ile oğlum ya da kızım denmeye başlanır. Sadece bu kadarı bile aslında kız ve erkek çocuk arasındaki farktan bahsetmek için yeterlidir .

Doğumdan sonra da anneyle ilk dönem ilişkisinde bebeğin cinsiyeti her iki ebeveyn için de önemlidir. Bebek büyüdükçe anlatılan masallar, seçilen oyunlar, isminin başına konan sıfatlar da hep farklılık gösterir. Aslan oğlum, prenses kızım vb. Cinsiyete yüklenen anlam kültürel ve sosyoekonomik açıdan bakıldığında da büyük ayrım gösterir. Bir erkek annesi ya da bir kız babası olmak her sosyal sınıfta aynı anlamı taşımayabilir.

Bir bebek doğduğunda çevresindeki yetişkinlerin onunla olan iletişiminde seçtiği yöntem bilinçli olmayarak değişiklik gösterir. Yapılan araştırmalarda, doğumdan itibaren kız çocuklarla daha çok konuşarak, erkek çocuklarla ise fiziksel bir iletişim kurduğumuz görülmektedir. Yani kız çocuklarının dil konusunda daha yetenekli oluşu ve erkek çocukların kendilerini ifade etme şekli olarak eylemi, davranışı seçiyor olmasına ne tesadüf ne de sadece genetik yatkınlık denebilir.

Beyin işlevlerine gelince; bir bebek dünyaya geldiğinde yaklaşık yüz milyar nörona sahiptir bu sayı daha sonrasında artmaz fakat beynin oluşumunun yalnızca %10’u doğumda tamamlanmıştır. Beynin oluşumu nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinapsların yani nöronlar arasındaki bağlantıların gelişimine bağlıdır. Geriye kalan yüzde %90 yaklaşık yirmi yaşına kadar oluşmaya devam eder. (ama aslında beyin gelişimi tam olarak hiç bitmez.) Beyin gelişiminde genetiğin rolü önemli olsa da; çevrenin etkileri, dış dünya ile etkileşim çok daha önemlidir. Farklı çevrelerde büyüyen ikiz kardeşler ile yapılan çalışmalar ve bilimsel araştırmalar da bunu doğrulamaktadır. Aynı DNA ya sahip olan tek yumurta ikizlerinin karakter özellikleri, ilgi alanları, yetenekleri ve yönelimleri çevresel faktörlerin etkisi ile değişiklik gösteriyor. Aynı çevrede büyüyen tek yumurta ikizleri bile birbirinden farklı özelliklere sahip iken, ayrı ailelerde büyüyen ikizler arasında ki başkalık daha da barizdir.

Çocuğunuz ancak iki yaşından itibaren kendini bir cinsel kimliğe ait hisseder. Zaten genelde de bu dönem de kendine olan yatırımın arttığı gözlemlenir. Biolojik fark ise anne karnında başlar, XX yada XY olarak döllenen fetus cinsel hormon salgılamaya erken dönemde başlar. Salgılanan bu cinsel hormanların beyin de dahil olmak üzere bir çok organa etkisi olur.

İki cins arasındaki en belirgin kişilik özelliği saldırganlık olarak bilinir. Erkekler kadınlara oranla daha saldırgan davranışlar sergiler. Testesteron hormonunun duygusallığı köreltirken saldırgan davranışları tetiklediğinden söz edilmektedir. Ancak eğitim, uygarlaşma ve en önemlisi anne baba figürleri önemli rol oynar. İki cinsin ilk temsilcileri olarak çocuklarına sundukları kadın, erkek imgeleri onlar için rol model oluşturur... Nasıl ki bütün erkekler ve kadınlar birbirleri ile aynı değil bütün kız ve erkek çocuklar da aynı değildir.

Kız ve erkek çocukların tutumları, her ne kadar bu tür genellemelerin doğruluğu tartışılısa da, kavga ve tartışmalarda farklılık gösterir. Kızlar genel olarak hoşlarına gitmeyen bir olayda “Seni artık sevmeyeceğim!” ya da “Artık benim arkadaşım değilsin!” (ya da “Böyle yaparsan seninle konuşmam.” gibi) uyarı ve tehditlerde bulunabilirken; erkekler tepkilerini bağırma, vurma gibi eyleme dökülmüş, daha dürtüsel ifade yöntemine eğilimlidirler. Kızlarda grup olunduğunda birini gruptan çıkartmakla ilgili plan yapabiliyorken erkeklerde “seninle oynamak istemiyorum” gibi net bir tavır gözlenebilmektedir. Kızlar duygu ve düşüncelerini daha çok kelimelerle ifade ederken, erkekler davranışlarıyla ifade edebilmektedirler.  

Zeka ve öğrenmede kapasite anlamında iki cinsiyet arasında fark bulunmazken öğrenme şekilleri ve tercihleri arasında farklılık bulunmaktadır. Örneğin, kızlar daha çok renkli ve dokunma duyularını uyaran nesnelerle çalışmayı ve öğrenmeyi tercih ederken erkekler hareket eden nesnelerle çalışmak konusunda daha isteklilerdir. Dil konusunda daha yetenekli oldukları bilinen kızlar sözel konularda daha başarılı iken, erkekler ise görsel-uzamsal /mekansal konularda ve matematikte daha başarılı olabilmektedirler.

Yeni doğan ünitesinde yapılan bir araştırmada, kız bebeklerin ağlayan bebeğin sesinin geldiği yöne doğru kafaları çevirdikleri ve hareketlendikleri; erkek bebeklerin ise benzer bir davranış içinde olmadıkları, ağlama sesine daha az tepki verdikleri gözlemlenmiştir. Doğumdan kısa bir süre sonra bile kızların çevresinde ki olaylara daha duyarlı,  kendinden başkasına daha ilgili ve sonrasında da yıllar içinde empati yeteneklerinin daha kuvvetli olduğu gözlemlenebilmektedir.

Anne ve babaların çocuklarının cinsiyetlerine göre beklenti ve tutumlarında farklılar gözlenmektedir. Babaların erkek çocukları ile olan ilişkilerinde başarıya, bağımsız olmasına, bilişsel gelişimine daha çok önem verdikleri, daha zor beğendikleri; kız çocukları ile olan iletişimlerinde ise onlara yardım etmekten çekinmedikleri, daha çok paylaşımı destekleyen aktivitelere ve sıcak bir ilişkiye yöneldiklerini ispatlanmış. Kızlarına iltifat etmekten ve yüreklendirmekten çekinmezlerken, oğullarının başarılarında daha suskun olma eğiliminde oldukları görülmektedir.

Ne olursa olsun yaşanan deneyim beynin yapısını ve işleyişini değiştirmektedir. Farklı meslek gruplarında yapılan araştırmalar beynin o meslek ile ilgili bölümlerinin daha fazla geliştiğini göstermektedir. Müzisyenlerde duyma ve el motor becerilerine ait bölümler normalin üstünde gelişirken taksi şöförlerinin yıllar içinde ki tecrüberiyle doğru orantılı olarak yer yön tanıma yetenekleri ve bununla ilgili alanlar gelişmektedir. Matematikciler de ise işlem yapma, görsel ve uzamsal/mekansal zekaya bağlı bölümler daha geniş yer  kaplamaktadır. Bu alanda yapılan çok sayıdaki bilimsel araştırma çocuğunuzun genetik yatkınlığı ya da kız erkek olmasından daha önemli olarak ne gördüğü, ne yaşadığı, ne ile uğraştığının önemine işaret etmektedir. Buna göre kadın beyni ile erkek beyni arasında ki fark iki aynı cinsiyete mensup bireyin beyinleri arasındaki farktan daha fazla değildir. Oyuncak seçimin de ise yapılabilecekler çok da zor değildir. Öncelikle çocuğunuzu serbest bırakarak hangi nesnelere, oyuncaklara yöneldiğini görebilirsiniz. Kız-erkek oyuncaklarından her iki gruba da uygun olanları seçmeye özen göstermeniz çocuğunuzun hem bilişsel, hem de ruhsal olarak gelişimini desteklemesine yardımcı olacaktır. Bir erkek çocuğun hazırladığı yemek kız çocuğuna ait bir aktivite gibi görünse de hayatında önemli bir yer tutan yemek yeme ile ilgili deneyim kazanmasının yanında başkasına bakabilme, ilgilenebilme, bir anlamda besleyebilme becerisini de geliştirmesine yardımcı olur. Aynı zamanda kız çocuğun tamir aletleriyle oynaması el becerilerini geliştrmesi kadar kendi başına bir zorlukla baş edebilme, sembolik olarak kırıklıklarını tamir etmeye çalışmasına yardımcı oluyor olabilir. Oyun ve oyuncak seçerken ana ölçüt, çocuğun yaşına, gelişimine, ilgi ve yeteneklerine uygun olmasıdır.

Tabii bir de kim daha uslu kim daha yaramaz meselesi var. Erkek çocukların aşırı hareketlilik, kurallara uymama, kavga gibi konularda başlarının sık sık derde girdiğini sıklıkla duyarız. Kızların ise daha endişeli, düşünceli bir yapısı olduğunu ve daha az yaramaz olduğunu söyleyebiliriz. Peki bunun nedeni ne olabilir? Yaramaz veya uslu çocuğu biraz da aile tutumları şekillendirir. Sıklıkla “Oğlum kırarda döker de” ya da “kızım hiç yakışıyor mu?” gibi sözleri duyduğumuz olmuştur. “Aslan” oğlan çocuğundan esip kükremesi beklenirken “Prenses” kızdan ağır ve kibar olması beklenebilir. Çocuklar kendilerine neye ne kadar izin verildiği, sınırların ne şekilde konulduğuyla tutumlarını belirleme eğilimindedirler. Aynı ailede büyüyen kız ve erkek çocuklarında bile kimi zaman aynı şeylere izinlerinin olmadığını görürüz. Bazen de erkek çocuk beklenen bazı ailelerde ilk gelen kız çocuğuna erkek gibi dendiğine şahit olmuşuzdur. Kimi zaman daha yaramaz, daha hareketli, daha erkek gibi bir kız çocuğuyla da karşılaştığımız olur. Bunun nedenini anne baba tutumlarından başka türlü açıklamak mümkün müdür? Bu örnekteki gibi, bilinçli bir yaklaşım olmasa bile ailenin erkek çocuk beklentisini karşılama çabası söz konusu olabilir.

Cinsiyet farklılıklarından bahsedilirken en önemli nokta, kız ve erkek, iki cins değer bakımından eşit olmasına karşın aynı değildir. İki cinsin arasındaki farklılıklar onların zenginlikleridir. Çocuklarımıza erkek ya da kız olmanın öteki cinsiyetten daha iyi olmadığını çünkü neticede her iki koşulda da ötekine ihtiyaç duyduğumuzu anlatabilmek önemlidir. Canavarlarla savaşan şövalyeli ya da uyuyan güzelli masallar anlatmayı sakıncalı bulmuyorum bunlar tıpkı ninniler gibi nesiller arası geçişlerin, ruhsal yatırımın önemli öğeleri ama bunları anlatırken mizahi ve eleştirel bir bakış açısı da verilebilir; erkek ya da kız hem şövalye hem de prenses hikayeleri dinleyebilir, her ikisi ile de özdeşleşebilir. Daha az cinsel etikete maruz kalmış nesiller her konuda daha özgür olacaklardır.

Gizem Erkay
Gizem Erkay

Kısa Kısa

Eğitim hayatında ya da mesleki yaşamda farklı disiplinler ve konular üzerine çalısmak hem hafızayı ve öğrenmeyi desteklemektedir, hem de çalıştığı alanı daha az sıkıcı ve daha ilginç kılmaktadır.