Tartışmanın Şahidi Çocuklar

Çocukların sağlıklı duygusal gelişimi için gerekli olan şeylerin başında bir çoğumuzun da bildiği gibi kendilerini güvende hissetmeleri gelir. Anne-babaları çocuklarının ihtiyaçlarını olumlu duygularla sürekli ve tutarlı bir şekilde karşılayarak, zorluklar karşısında çocuklarını koruyup kollayarak güvenli ortamı sağlayabilirler. Ancak anne-babanın bu ideal yaklaşımı sağlaması her zaman mümkün olmayabilir.

Günlük hayat rutininde kimi zaman çocuklarının fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına cevap veremeyebilirler. Çocuk böylesi durumlarda kendi kendine baş etme becerilerini geliştirir ki, bu da gelişimi için gereklidir. Dolayısıyla ideal bir anne-babalıktan çok “yeterince iyi” anne-babalıktan söz etmek daha doğrudur. Böylesi bir anne-babalık, aslında devamlı olarak olumlu bir ilişki ve model sunmak değildir. Anne-baba kimi zaman ufak tefek hatalar yaparken, ilişki içinde bunları fark edip düzeltir ve telafi eder. Dolayısıyla yapılan hatalar yapılabilir, ancak tamir de olur. Böylece çocuğun zihnindeki güvenebileceği, inanabileceği, ihtiyacı olduğunda destek alabileceği, özdeşim kurup model alabileceği anne-baba imgesinin sürekliliğini sağlar.

Aile ortamları, kişinin kendi kendini kontrol etmeyi bıraktığı, olduğu gibi var olduğu ve karşılıklı etkileşim içinde olmanın getirdiği bir özellikle de aile bireylerinin birbirlerinden olumlu ya da olumsuz çok çabuk etkilendiği ortamlardır. Bu nedenle çatışmaların sıklıkla yaşandığı, olumlu-olumsuz her türlü duyguyu barındırır. Çatışmaların en sık yaşandığı ilişki ise karı-koca arasında olanlardır. Ekonomik sıkıntılar, ev işleri, çocuklarla ilgili sorumluluklar, iş hayatındaki gerginlikler vs. aralarında anlaşmazlıklar yaşanmasına, çatışmalara neden olabilir. Bu çatışmalar çocuktan gizli yapılmaya çalışılsa da çocuklar anne-babalarının her zamankinden farklı olduğunu, gergin olduğunu hissederler. Kendilerinin anlam veremediği, ifade edilemeyen çatışmalar çocuklarda kaygı uyandırır, devamlı olarak anne-babalarının kendilerini nasıl hissettiklerini anlamaya çalışırlar, ya da aralarının nasıl olduğuyla ilgili bir meşguliyet içine girerler. Böylesi durumlarda anne-baba çocuklarına fiziksel olarak eşlik etse de duygusal olarak kendi sıkıntılarıyla meşgul olabileceğinden bir anlamda aslında orada değil gibidir. Çocuklar bu durumu hisseder ve bu da kendilerine acı verir. Ancak anne-baba arasındaki çatışmaları çocuktan gizlemek mümkün olmasa da, yetişkin meseleleri içeren özel tartışmalara her şartta çocuğun yanında yer verilmemesi gerekir. Böylesi bir durum çocuğun erken yaşta yetişkin yaşantısına maruz kalıp, yaşından önce farkındalığın kendisinde yaşatbileceği sıkıntıyla baş etmek zorunda kalmasına neden olur.

Daha anne karnından itibaren etrafıyla ilişkide olan çocuk sanılanın aksine çok erken dönemden itibaren anne-baba arasındaki gerginliklerden etkilenir. Başlangıçta kelimelere bir anlam veremese de gerginliği hisseder, bu da kimi zaman bedeni aracılığıyla bu sıkıntıyı dile getirmesine, sanki bir yeri ağrıyormuş gibi ağlayarak bu gerginli dışa vurmasına neden olur. Kimi zaman da bebek, tartışmanın yarattığı gerginlikten kaçarcasına kendi içine döner, uyur ya da uyuklar. Yaşı ilerleyip algıları daha da kuvvetlense de birçok anne-baba çocuğu konuşamadığı için bu tartışmayı anlamayacağı ya da çocuklarının dinlemediğine, duymadığına inanır. Oysa bu inanç anne-babanın kendi suçluluklarının yansımasından başka bir şey değildir. Çocuk o an için tepki vermese de tartışmaların akabinde uykuya dalmada zorluk, iştahsızlık, kazanılan tuvalet alışkanlığını kaybetmek, anne ya da babaya yapışma gibi pek çok davranışla bu kaygıyı yansıtabilir. Daha ilerleyen yaşlarda ise çocukların sıklıkla tartışmayı durdurmak için çaba içine girdikleri olumlu-olumsuz davranışlarla anne-babalarının ilgilerini birbirlerinin üzerinden kendi üzerlerine çektiklerini gözlemlemek mümkündür. Bu olumsuz davranışlar kimi zaman kendine zarar verici davranışlara da dönüşebilir. Tartışma konusunda kendilerini suçlu hissediyorlarsa daha fazla müdahaleci olabilirler. Orta şiddetli tartışmalarda çocuğun bu müdahaleci tutumuyla çoğunlukla ebeveynin tartışmayı durdurduğu görülür. Daha büyük çocuklar ise taraf tutarak, aktiv olarak tartışmanın katılımcısı olabilir. Kimi zaman da çocuklar uzaklaşarak, kulaklarını kapatarak, başka şeylerle ilgilenerek kendilerini tartışmanın dışında bırakabilirler. Bir anlamda tartışmanın kendi üzerlerindeki etkisini azaltarak, araya görünmez bir duvar oluşturuyor gibilerdir. Ebeveynin kendi evlilik problemlerinin sorumluluğunu kendi üzerine almasının çocuğun anne ile babası arasında yaşanan çatışma ve tartışmalardan kendini uzak tutabilmesine yardımcı olabildiği görülmektedir. Tartışmaların şiddeti ve sıklığına göre, çocuklar depresyon, kaygı, düşmanlık ve düşük özgüven gibi problemler yaşayabilirler. Ayrıca arkadaş ilişkilerinde zorluklar, okul başarısızlığı da sıklıkla karşılaşılan güçlüklerdir.

Bazı anne-babalar çocuklarını bile bile tartışmanın içine çekerler. Çocuklarının kendi tarafında olmasını, kendisini haklı bulmasını isterler. Tartışma halinde haksızlığa uğradığını düşünen taraf, kendisini üstün kılabilmek amacıyla çocuğundan destek almak ister. Kimi ailelerdeyse bu durum, daha da ileri bir hal alarak çocuğun anne-baba tartışmasında hakem rolü oynaması beklenir. Böyle bir durumda çocuktan hayatındaki iki önemli kişi arasında seçim yapması istenir. Çocuk, birini memnun etmek ile diğerine ihanet etme arasında kalır. Bu da bir ebeveynini kaybetmesi anlamına gelir. Bazen de tartışmadan dolayı doğrudan çocuğu suçlama eğilimi içerisine girilir. Çocuklu ailelerde tartışma çoğunlukla çocukla ilgili bir mesele ile başlasa da, gerçekte asıl neden anne ile babanın kendi yetişkin ilişkisi içerisinde çözemedikleri meselerdir. Çocukla ilgili bir konu çoğunlukla gerçekte tartışılması gereken konuları gölgeler, anne ile baba gerginliklerini çocukları üzerinden yaşar. Bu derin suçluluk çocuğun tarışmanın içine çekilmesine neden olur. Böylesine bir suçluluk çocuğun daha fazla tedirgin olmasına, gerginlik yaşayıp, hırçınlaşmasına neden olabilir. Devamlı olarak anne-babası tarafından sevilip sevilmediğini, ne kadar sevildiğini anlayabilmek için onların sınırlarını ve sabrını sınayacak davranışlarda bulunmaya başlar.

Oysa kimi zaman eşlerin birbirleriyle uzlaşmaya varabilmesi, bir çözüme ulaşabilmesi için karşılıklı konuşmadan hararetli, heyecanlı bir tartışmaya giden bir sürece de ihtiyaç duyabilirler. Karı-kocanın, anne-baba olduklarını da hatırlayabildikleri, yapıcı bir tartışma, sanılanın aksine çocuk için çatışma ve çözüm üretme ile ilgili önemli bir repertuar oluşturmasına yardımcı olur. Her türlü gerginlik ve olumsuz bir yaşam olayı çocukta nasıl bir rahatsızlık ve huzursuzluk yaratıyorsa, başlangıçta böylesi bir durum da gerginlik kaynağı olacaktır. Ancak anne-baba bu durumu soğukkanlılıkla ele alabildiğinde, yani iki medeni insanın yetişkin olarak bir konu üzerinde tartıştıkları, bu tartışamanın kavgaya dönüşmediği ve ilişkilerini olumsuz olarak etkilemesine izin vermedikleri, aksine yaşanan gerginliği çözebildikleri durumlarda çocuk ikili ilişkide kendi duygu ve düşüncelerine sahip çıkmayı, bunları ifade etmenin kendisinin bir hakkı olduğunu, uzlaşmaya dönüşebileceğini öğrenir. Sonunda uzlaşma olmasa bile anne-babasının farklı görüşleri konusunda birbirlerine gösterdikleri saygı ile, kendisi de farklılıklarla birlikte yaşayabilmeyi öğrenir. Akılda tutulması gereken çocuğun anne-babasının ilişkisini gözlemleyerek, kendine model aldığı, ileride kendi yaşayabileceği durumlara hazırlık yaptığı ve donanım oluşturduğudur. Ailesi dışında yaşayabileceği sıkıntılı durumlarda kendine güvenli davranabilmesine de yardımcı olur.

Böylesine yaşanan durumlarda, anne babanın soğukkanlığının yanında, çocuklarını kollayan bir tavır içinde olmaları önemlidir. Çoğu zaman çocuklar meraklı gözlerle bakarlar ve anne-babalarından her şeyin yolunda olduğuna, onlara ve ilişkilerine birşey olmayacağına dair bir güvenceye ihtiyaç duyarlar. “Yeterince iyi” anne-babalık işte böylesi bir beklentinin farkına varıp o an için imkan olmasa da daha sonra çocuğun şahit olduğu durumu ele almayı içerir. Anne-babanın çocularına, bu tartışmanın kendileriyle ilgili olmadığını, anne-babanın birbirlerini sevseler de bazı konularda farklı şeyler düşünebildiğini ve bu paylaşımları yaparken kimi zaman tartışabileceklerini de söylemeleri önemlidir. Burada üzerinde durulması gereken nokta anne-babanın sık olmaması beklenen tartışmaları sırasındaki gerginliğin birbirlerine hisettikleri sevgiden bağımsız olduğunu belirtilmesidir.

Ancak anne-baba arasındaki çatışmada çocuğu en zorlayan durum, tatışmanın sözel ya da fiziksel olarak şiddeti de barındıranıdır. Yetişkinler bile kendi başlarına böylesine zor bir durumla baş edemezken, bunu bir çocuktan beklemek haksızlık olur. Birbirinin bedenine ve kişiliğine saygı göstermeyen bir ilişkide çocuğun kendi kişiliği ve bedeniyle ilgili olumlu bir çıkarsamada bulunması oldukça zordur. Dolayısıyla anne-babanın birbirine kıyasıya saldırdığı her an, lafını esirgemeden ettiği her kötü söz, birbirini aşağılaması; çocukta derin yaralar açar. Çocuğun bu sahnelere şahit olması, kendisini bu şiddetin bir parçası yapar. Kendisini korumakla yükümlü olan yetişkinlerin kendilerini bile koruyamadığını gördüğünde kendini çaresiz, korunmasız ve ümitsiz hisseder. Böyle durumlara şahit olan bir çocuk, ya tepki göstererek anne-baba tartışmasının arasına girmeye kalkar ya da şahit olduğu tartışmanın kendisinde yarattığı korkuyla bir köşeye siner. Güç gösterenin şiddeti kendisine de yönelebileceği endişesiyle çoğu zaman tetiktedir. Devamlı olarak anne-babasını takip etmekte ve tartışacak bir konu olmaması için elinden geleni yapma açabası içine girebilir. Ancak çoğunlukla bu çabalar yetersiz kalır, ve başlayan bir tartışma şiddetle sonuçlanabilir. Kimi zaman da çocuklar bir sorun çıkartarak ebevynin kendi aralarında çatışmalarındansa her ikisinin de öfkesini kendi üzerine çekerek, uzlaştıkları ortak bir alan yaratmaya çalışır. Şiddetli tartışmaların benzerleri ailenin diğer çocukları arasında ya da arkadaş ilişkilerinde gözlenir. Onlar da anne-babaları gibi sorunları sözel ya da fiziksel güç ile çözme yoluna giderler.

Şiddete dayalı tartışmaları sıklıkla yaşandığı ailelerde, çocuklar bu gibi durumların sadece kendi ailelerinde yaşandığını düşünmeleri karşılaşılan bir durumdur. Evde yaşadıkları durumu dışarıda paylaşmayabilirler, utanç duyup, başkalarına açık etmeme çabası içine girebilirler. Dolayısıyla da dışarıdan yardım almak aklına gelmez, ya da almak istemez. Problemlerle kendi baş etme çabası içine girebilir. Böylesi bir ortam kendisine çok acı verdiği için, kendini ortamdan uzak tutmaya çalışabilir. Özellikle ergenlik döneminde huzuru, kabulü ve ilgiyi arkadaş gruplarında, başka yetişkinlerde arama eğiliminde olabilir. Bu ihtiyaçlarının karşılanması için kimi zaman tehlikeler barındıran ortamlarda da varlık göstermesine neden olabilir. Şiddete dayalı yetişkin ilişkisinin zaman içinde tekrarlayan paterni çocuğun yetişkin yaşantısını da etkilecek derin izler bırakacaktır. Kendisini kimi zaman saldırgan, kimi zaman kurban ile özdeşleştirir ve yetişkin yaşantısında benzer ilişkiler içerisinde kendini bulur. Kendisi madur olduğu, ancak içinde yaşamayı bildiği ve hayatta kalmayı başardığı paternin dışına çıkmakta zorlanır. Öğrendiği şiddete dayalı paterni kendi hayatında devam ettirir. Çoğu zaman evililiğe, karşı cinsle olumlu, sevgiye dayalı bir ilişki kurmaya dair inancını kaybeder. Bu inançsızlığını doğrulayacak kişilerihayatına sokar ve bildiği maduriyeti devam ettirir.

Tartışmaları şiddet içeren bir ailede bu konuda konuşmak da çok da kolay değildir. Çünkü burada çocuğu rahatlatacak olumlu bir açıklama sunmak neredeyse imkansız gibidir. Muhtemelen birçok anne-babanın çocukların vermek istedikleri öğretiler içerisinde kendisin ve başkasının varlığının önemli olduğu da önemli bir yer tutar. Çocuğun yetişkin olduğunda kendisinin içinde yaşadığı toplumla uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi için gerekli olan kendi haklarına sahip çıkması ve başkalarına da saygı göstermesi bu çok temel öğretiye dayanır. Ancak tartışmaların şiddetle sonuçlandığı ailelerde, insanın değerli olduğu, birinin canının acıtılmasının yasak olduğu, küfür etmenin hor görmenin kabul edilemez davranışlar olduğunu söylemek çok da kolay olmasa gerek. Burada en sağlıklı olanın anne-babanın sorumluluğu üzerine alıp, yaptıları hatayı ve pişmanlığı konuşabilmeleridir. Çocuğun kendisini nasıl hissettiği, bu şiddet yüklü sahnelerle ilgili ne düşündüğü, ve nasıl hissettiği ile ilgili konuşabilmesine anne-babanın kendilerini suçlu hissetmesine karşın fısat vermek gerekir. Çocuk ancak kızgınlık, üzüntü ve kaygılarını gerçek hedefindeki anne-babasıyla paylaşabilirse, bu sıkıntıları okul başarısızlığı, davranış problemleri ya içe kapanma gibi dolaylı anlatımlardan uzaklaşabilir. Tabii bu özür ve paylaşımları sonucunda artık benzer sahnelerin yaşanmayacağı sözünün veriliyor olması ve bunun içinde çabalanıyor olması çocuktaki yaraları bir miktar sarabilir.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

Ayın Dosyası

  • Nasıl Bir Anaokulu? +

    Anaokulu sadece çocuk için değil, anne-baba içinde evden dış dünyaya geçişi temsil eder. Daha önce evde kendi denetiminde bakılan çocuk, Devamını Oku
  • Çocuğum İlkokula Hazır mı? +

    Ilkokula geçiş hemen her çocuk için hem heyecan verici hem de zorlayıcıdır. Kuralların olduğu ve artık oyunun yerini dersin aldığı Devamını Oku
  • Anaokuluna Başlarken +

    Aile içinde temelleri atılan eğitimin ikinci adımı, ilköğretim ile aile arasında bir köprü vazifesi kuran anaokuludur. Devamını Oku
  • Nasıl Bir İlkokul? +

    Ortalama bir anne-baba çocuklarının iyi bir eğitim alması, birey olarak kendini donatabilmesi, hayatını geçindirecek iş sahibi olmasıyla ilgili hayalleri vardır. Devamını Oku
  • Çocuklara Tuvalet Alışkanlığı Kazandırma +

    Tuvalet alışkanlığı çocuğun birey olma yolunda önemli gelişim aşamalarından birini oluşturur. Kendi bedenini ve işleyişiyle ilgili öğreniminde önemli bir rol Devamını Oku
  • 1

Kısa Kısa

Kadınlar ve erkeklerin beyinlerindeki nöronlar arası snaptik bağların birbirlerinden farklıdır. Erkeklerde bu bağlar çogunlukla intrahemisferik (her bir beyin lobunun kendi içinde) iken, kadınlarda interhemisferik (iki lob arası) bağlar yoğunluktadır.