Gelişim Sürecinde Kaygı

Doğumla birlikte bebek, anne karnınından, alıştığı ve duyumsadığı ortamdan bambaşka bir ortama geçiş yaparken çok ilkel kaygılarla yüzyüze gelir. Bu yeni ortama alışma sürecindeki tek referansı karnındayken bir bağ kurduğu annesidir. Bu nedenle annesinin kokusunu, sesini ve yüzünü diğerlerinden çok erken bir zamanda ayırt eder. Erken dönemde bebeğin kaygıları açlık, yorgunluk, uyku, gaz ağrıları gibi bedensel duyumların yarattığı rahatsızlıklara dayandığı gibi en ilkel kaygılardan bir olan yok olma kaygısını da yaşar.

Yaşamın ilk yılında, bebeğin kaygıları ihtiyaçlarının karşılanması, kendine bakım veren kişiyle ilişki kurma ve sürdürebilme yani hayatta kalabilmesini sağlayan temel kaygılar hakimken, yürümenin de başlamasıyla ikinci yılda deneyimleme ve etrafı keşfetmeye başlar. Bu dönemde çocuk kendi işleyişiyle ilgili büyük bir keyif alır, belirgin şekilde meraklı ve her şeyi keşfetmeye isteği vardır. Ancak yeni olan her şey kaygı yaratabildiğinden, anneden çok fazla uzağa gitmeye cesaret etmez veya riskli durumlara yol gösterici olan anne olmadan girmeye cesaret edemez. Eğer etrafında kendisinin bu girişimciliğini destekleyen, güvenli ortamlarda uzaklaşma ve özgürleşmesini destekleyen anne ya da yetişkinler var ise, çocuk yeniliklerin uyandırdığı kaygıyla baş edip uzaklaşabilir. Kendi başına kalabilme kapasitesi geliştirebilir. Anneden ayrılmada zorluk, yeniliklere tepki gösterme, uykuya dalmada zorluklar bu dönemde yaşanan kaygılara işaret edebilir.

Okul öncesi dönemde çocuğun dil becerileri ve zihinsel kapasitesi gelişmeye devam ettikçe, çocuk iç dünyasında yaşadıklarını sembollerle ifade etmeye başlar. Her çocuğun kendi iç dünyasına ait sembolleri, fantezileri, çatışmaları ve korkuları vardır. İç dünya oluştukça bu döneme ait genellemeler yapmak zor olmakla birlikte, bu döneme ait endişeler söze dökülebildiği için daha iyi bilinir. Ayrıca neden korktuğunu bilir, kaygının farkındalığı oluşmaya başlar. Dışarıdaki durumlardan veya tamamen anlaşılmayan olaylardan korkma, özellikle ani, önceden kestirilemeyen doğa olayları-karanlık, gökgürlemesi gibi korkular dile gelmeye başlar. Bu korkular dil gelişimi öncesinde başlayabilir, fakat şimdi dile gelebilir.

Bu dönemde özellikle nesil farkını yani çocuk olmak ile yetişkin olma arasındaki farkı içselleştirdiği, zihinsel meşguliyetini anne-babası dışındaki kişilere ve durumlara aktardığı bir dönemdir. Hissedilen kaygı ve korkular canavar, hayalet üzerinden ifade bulur. Gerçekte bu korkutucu semboller neredeyse evrenseldir ve içinde yaşadığı kültürden etkilenerek ifadelenir. Bu korkutucu sembolerin anlamları her çocuk için farklılık gösterebilir. Çocuk iç dünyasında korktuğu ya da öfkelendiği bir durum ya da kişiyi bu semboller üzerinden bir anlamda canlandırır. Her çocuk kendi canavarını üretebileceği gibi başka çocukların canavarlarını veya televizyon karakterlerini ödünç alabilir.

Çocuk okul ortamına geldiğinde kendi içinde bir sıçrama yapması gerekir. Artık oyun çocuğundan okul çocuğu olmaya bir adım atmıştır. Sanki bir dönem kapanmış gibidir. Dolayısıyla bir değişim ve dönüşüm süreci geçirmesi, yeniye ve bu dönüşüme hazırlıklı olması gerekir. Okulda yaşadığı doğal çatışmalar, ailenin beklentisi, çocuğun kendisinden beklentisi gibi birçok faktör onun duygusal süreçlerini etkileyip olumsuz davranış olarak kendini gösterebilir. Eğer geçmişten gelen de halledilmemiş meseleleri, ele alınmamış ya da alınamamış zorluklar varsa bu dönemde iyice göz önüne çıkar. Bu dönemde aile de artık kendi içinde kapalı bir kutu gibi varlığını sürdürmez, artık çocuğu aracılığıyla gözlenen, araştırılan bir aile olur. Bu döneme gelen çocuk hayali veya gerçek olmayan korkuları kafasında canlandırmaya başlar “....olursa ne olur?” Ancak kendi kafalarındakiyle karşı karşıya gelme fırsatı olmadığı için test etme olasılığa da olmaz. Kaygıyı kendi düşüncelerinde yaratır ve büyütür.

Ergenlik dönemine doğru kaygı daha çok kendisi ve çevresindeki kişilerle ilgili ilişkilerine odaklanmıştır. Kendi başarı ve başarısızlıklar, görüntüsü, başkaları tarafından beğenilip, beğenilmediğiyle ilgili yoğun bir meşguliyet içerisinde olur. Kendi var oluşlarını sorgularken kendi gözündeki duruşu, başkalarının gözünden bakarak daha sosyal korkular geliştirir. Dolayısıyla küçük düşme, fiziksel olarak yaralanma gibi korkular su yüzüne çıkar. Daha geniş bir hayat görüşü oluştuğu içinde de savaş ve çevre problemleriyle ilgili korkular ortaya çıkar. Çoğu zaman çatışma içinde olduğu ebeveyninden yardım almaz, önerilere ve yönlendirmelere nispeten daha kapalıdır. Erken dönemden itibaren çevresinde yardım alabileceği, bir yandan onu destekleyen ve aynı zamanda bireyselliğine de saygı duyulan ilişkiyi içselleştiren ergenler daha rahat yardım almaya açık olmaktadırlar.

Ne gibi durumlar ya da tutumlar kaygının gereğinden fazla artarak yaşanmasına neden olur?

Özellikle tanıdığı, güvendiği birinin eşliği olmadan sık ve uzun süreli ayrılıklar
Terk edilme tehdidi anne-babanın kendisini sevdiği ve kendisini koruyacağına dair güvenini sarsar, şüphe oluşturur: “Polis çağıracağım, seni sevmeyeceğim, senin annen olmayacağım, seni burada bırakıp gideceğim
Genel kişiliğine yönelik eleştiriler, kendisin içten içe olumsuz olduğunu düşündürür: "Çok inatçısın, kötüsün, hiç dinlemiyorsun, yaramazsın"
Ebeveynin kendi hissettiklerinden çocuğu suçlaması: "Beni öldüreceksin, kalp krizi geçireceğim, beni bunalttın"
Sıkça tekrarlanan fiziksel şiddete dayalı ceza ya da tehdidi.
Önceden kestirilemeyen bakıcı değişiklikleri
Çocuğun korku ve kaygılarıyla dalga geçmek, hafife almak, geçiştirmek: "Çocuklar kaygılarıyla ve akıllarındaki sorularla baş başa kalırlar."
Diğer kardeşin ihtiyaçlarını üstün tutmak, kendisinin tercih edilen çocuk olmadığını düşünmeye başlar.
Çocuğun fiziksel güvenliğiyle ilgili aşırı evhamlanma. Çok önemli bir tehlike olmamamsına karşın, bir şey olacakmış gibi tetikte olma “düşeceksin”, “dikkat et başına bir şey olacak”. Böylece dünyanın çevrenin tehlikeli bir yer olduğunu düşünür.
Ebeveynin çocuğun zekasıyla fazla ilgilenmesi. Beklentisinin yüksek olması, yaşından daha yüksek bir performans beklemesi . İlişkilerindeki her oyun ya da anı bir şeyler öğretmek üzere götürmek. Oysa çocuk bir spontanlık, kendiliğindenlikle öğrenir. Böyle bir tutumda ise çocuk öğrenme ile ebeveynin onayını eş tutar.
Ebeveynin çocuğunu iç dünyası ve duygusal sağlığıyla aşırı ilgilenmesi. Devamlı olarak nasıl hissettiği ve neden öyle hissettiğiyle ilgili meşgul olması. Devamlı olarak mutlu olması için çabalama, hayal kırıklığı, kızgınlık gibi duyguları yaşamasına fırsat vermeme. Çocuk böyle duyguların hissedilmememsine dair bir düşünce geliştiri. Doğal olan bir sürecin dışında –mış gibi yaşamaya başlar.

Kaygı insan doğasının bir parçasıdır. Önemli olan böylesine zorlayıcı bir duygu ile baş etme kapasitesini geliştirebilmektir. Başlangıçta ebevynlerine bağımlı olan insan yavrusu önce anne-babasının eşliğinde bu duyguyu tanır, onların aracılığıyla da baş etme becerilerini geliştirir. Böylece ergenlik, yetişkin ve yaşlılık gibi hayatın farklı zamanlarında deneyimlediği bu duyguyla başlangıçta içselleştirdiği anne-baba temsilleriyle baş eder, daha sonraki hayatındaki kendisine diğer eşlik eden kişilerle bu önceki deneyimelrini harmanlayıp kendini geliştirir.

Ayın Dosyası

  • Nasıl Bir Anaokulu? +

    Anaokulu sadece çocuk için değil, anne-baba içinde evden dış dünyaya geçişi temsil eder. Daha önce evde kendi denetiminde bakılan çocuk, Devamını Oku
  • Çocuğum İlkokula Hazır mı? +

    Ilkokula geçiş hemen her çocuk için hem heyecan verici hem de zorlayıcıdır. Kuralların olduğu ve artık oyunun yerini dersin aldığı Devamını Oku
  • Anaokuluna Başlarken +

    Aile içinde temelleri atılan eğitimin ikinci adımı, ilköğretim ile aile arasında bir köprü vazifesi kuran anaokuludur. Devamını Oku
  • Nasıl Bir İlkokul? +

    Ortalama bir anne-baba çocuklarının iyi bir eğitim alması, birey olarak kendini donatabilmesi, hayatını geçindirecek iş sahibi olmasıyla ilgili hayalleri vardır. Devamını Oku
  • Çocuklara Tuvalet Alışkanlığı Kazandırma +

    Tuvalet alışkanlığı çocuğun birey olma yolunda önemli gelişim aşamalarından birini oluşturur. Kendi bedenini ve işleyişiyle ilgili öğreniminde önemli bir rol Devamını Oku
  • 1

Kısa Kısa

Renkli mekanlarda çalısmak, beyaz, gri vb. duvarlı çalışma ortamları ile karşılaştırıldığında üretkenliği büyük ölçüde arttırdığı görülmektedir.