Anaokuluna Başlarken

Aile içinde temelleri atılan eğitimin ikinci adımı, ilköğretim ile aile arasında bir köprü vazifesi kuran anaokuludur. Aslında kelime olarak da bu köprüyü ifade eder. Bir yanda çocuğu kabul eden, sakinleştiren ve şefkatle saran bir “ana” yı, içinde uyması gereken kurallar, öğrenme süreci temsil eden bir kurum yani “okul”u içerir. Çocukluk yıllarındaki beyin gelişiminin büyük bir bölümü ilk altı yaşta tamamlandığı birçok yerde ifade edilir.

Bunun anlamı gelişime uygun yeni uyaranların varlığı ile beyinde birbiriyle ilişkide olan bölgelerin etkileşimlerinin artması dolayısıyla beyin işlevlerinin gelişmesi ve ileride edinilen bilgilerin, becerilerin bu gelişime uygun olarak daha rahat edinilmesini içerir. Ancak bu fazla uyaranın çocuğu daha sağlıklı yapacağı anlamına da gelmez. Çünkü zihinsel ve ruhsal sağlık el ele gider, birinin diğeri hazır olmadan öne geçmesi, çocukta içsel uyumusuzluğa neden olur. Bazı bireylerin çok zeki olmasına karşın, yaşına uygun olmayan, çocuksu yaklaşımlarında ya da başarısızlıkla ilgili tahammül edememesinde böyle bir uyumsuzluk söz konusu olabilir.

Genelde, çocukların 3 yaşından itibaren nesnenin sürekliliği algısı yerleşmiş olur. Annesi kendisinden ayrıldığında tekrar bir araya gelebileceklerine dair bir düşüncesi gelişmiştir, birlikte değilken de annesinin var olabildiğini düşünebilmektedir. Böylece çocuk bağlandığı kişilerin ayrılığını zihinselleştirebilir, geçici olduğunun farkına varabilir. Bu nedenle genelde üç yaş anaokuluna başlama yaşı olarak uygundur. Ancak bu yaş döneminden önce, çocukların anne ile katılabileceği oyun grupları, ya da anne ile rahatça temas kurabileceği bir ortam içinde olacağı oyun ortamlarında bulunmasında yarar vardır. Annenin iş hayatına  dönmesi gibi ev dışı kuruma daha erken devamın gerektiği durumlarda çocuğun alışma sürecinin zaman alacağı önceden kabul edilmelidir. Çocuğa bu zamanı verebilecek bir yaklaşım içinde olunması gerekir. Bu erken dönemde yani anaokulundan ziyade kreşe giden bir çocuk için gerekli olan, eğitimden ziyade ilişkinin önplanda olduğu bir ortamın sağlanmasıdır. Buna göre, en fazla 3-4 çocuğa bir öğretmenin çalıştığı, çocuklarla birebir ilişkiyi de kurabilecek kapasitesi olan, annelik yani şefkat, anlayış ve sabır gibi özelliklere sahip kişilerin çalıştığı ortamlar çocuklar için önemlidir. Bununla beraber yürümek yerine emeklemeyi seçebilen, ya da masada oturmak yerine yerde olmayı tercih eden, halen eşyaları ağzına koyabilen çocuk grubu söz konusu olduğunda da özellikle hijyen ve güvenlik de göz önüne alınmalıdır. 

Anaokuluna başlayan bir çocuk, daha önceden de belirtildiği gibi bir anlamda bağımlı bir ilişkiden yarı bağımsız bir gelişime doğru ilerlemiş, bireyselleşme sürecinde yol almış olması gerekir. Ancak, kimi çocuk dışarıdaki dünyaya meraklı, parkta ya da misafirliğe gidildiğinde diğer çocuklarla iletişim kurmakta zorlanmazken bazısı daha çekingen sadece tanıdıklarına yakınlık gösterir, ya da önce gözlemler daha kendini güvende hissetikçe iletişim kurmaya başlar. Bu bireysel faklılıkların da göz önünde bulundurulması gerekir. Her iki çocuk da anaokuluna hazır olabilir dolayısıyla da anaokulu ve aile bu farklılıklar doğrutusunda çocuğa yaklaşmaları çocuğun alışma sürecine yardımcı olur. Genelde anne-babalar çocuklarını evde oyalamakta zorlandıklarını, arkadaş aradığını, ya da bir arada olmanın kendilerini bunalttığını, artık kendilerinin de çocukları dışında birşeyle uğraşma ihtiyacı duyduklarını dile getirirler. Aslında bu tam da çocuğun anaokuluna başlaması için uygundur. Zaman ayrılma ve bireyselleşme zamanıdır. Kimi zaman da anaokuluna kadar çocuğun dünyasında annenin anne olmaktan öte, oyun arkadaşı olduğu bir ilişki de söz konusu olabilir. Bu gibi bir durumda anne çocuğuna o kadar yoğun bir ilgi içerisindedir, ona o kadar farklı etkinlik ve eğlenceli bir ortam hazırlamıştır ki çocuk başka birine ihtiyaç duymaz. Böylesine eğlenceli ve renkli bir anneyi kim bırakmak isteyebilir? Anne çocuğunun anaokuluna gitmesi gerektiğine inanır ancak çocuk anneden ilgisini ayıramaz.  Dolayısıyla annenin yeterince iyi olması gerekir, yani mükkemmel olması, ya da çocuğun herşeyi olması değil. Annenin böylesi bir ilişkiyi fark etmesi, çocuğuna küçük küçük hayal kırıklıkları yaşatması, yaşanabilir çatışmalarla annenin mükemmelliğini bir anlamda bozması, çocuğun anneden uzaklaşabilmesine ve başka alanlara ve kişilere yatırım yapabilmesine yardımcı olur. 

Sonuç olarak, anaokuluna hazır olma sadece çocuğun hazır olmasından geçmez, bir o kadar  önemli olan annenin (özellikle bir çok çalışmayan anne için) çocuğunu okula göndermeye hazır olup olmadığıdır. Ayrılmak her iki taraf için de zor olabilir. Ancak çocuğun hazır olması annenin hazır olmasına doğrudan bağlıdır. Kendini hazır hissetmeyen anne her ne kadar bunu dile getirmesede yüz ifadeleri, sesinin tonu, hareketleri ile endişesini çocuğa yansıtmadığını düşünse de çocuk ruhsallığı annesinin kaygısını algılar. Bu gibi durumlarda okul çocuk için annesine güven vermeyen bir yer olarak algılanabilir ve çocuğun da bu yeni ortama yatırım yapması, burada kendini güvende hissetmesi zorlaşır. Anne ile olan ayrışmanın sağlıklı bir şekilde tamamlanmış olması ve babanın aile içindeki aktif rolü bu süreci kolaylaştırır.  Anne-babanın seçilen okulu birlikte değerlendirmeleri, seçilen okulu birlikte ziyaret etmeleri, hem baba hem de annenin onayını temsil eder. Anaokuluna başlayana kadar olan dönemde sohbetlerde anaokulundan bahsetmek, zaman zaman okulun önünden geçmek, birlikte okula başlamakla ilgili eğtimsel kitaplar okumak ya da hikayeler anlatmak çocuğun zihinsel olarak bu ayrılığa ve yeni bir başlangıca hazırlanmasına yardımcı olur.

Anaokulunun da çocuğun alışma sürecine önem veriyor olması önemlidir. Çocuk ve öğretmeni başka çocukların olmadığı bir zamanda tanıştırmak ve öğretmeniyle de başbaşa zaman geçirmeleri içi fırsat vermek, okulu tanıması için serbest bir zaman oluşturmak, çocuk için ilk günün kaygısını bir miktar azaltmasına yardımcı olabilir. Böylece anaokul ve içindeki kişiler kendisi için bilinmedik yer ve kişiler değil de belki de olumlu bir his de geliştirmeye başladığı bir ortamda hissetmesini sağlayabilir. Ne de olsa ilk gün bir anlamda aşılmış olur. Okula kademeli olarak alışmak en uygun yaklaşımdır.  Çocuğun kendi grubuna dahil olurken, kendisine eşlik eden yetişkini de arada gidip görebileceği bir uzaklıkta olması ve yavaş yavaş yetişkinin hem zaman, hem de mekansal olarak uzaklaşması uygun bir ayrılık sağlar. Aynı şekilde okulla beraber karar verilerek çocuğun okulda geçirdiği zaman dilimi de yavaş yavaş uzatılabilir. Önce bir kaç saat başlayan bir çocuk, daha sonra yarım gün ve son olarak da tam güne geçebilir. Uyum sürecinde anne ve babanın da yapacağı meşguliyetlerinin olması çocuğu rahatlatabilir. Anne ve babanın işleri vardır ve artık çocuğunda işi okula gitmek yeni bilgiler edinmek, sosyal alanda yaşıtları ile verimli vakit geçirmektir. 

Ancak bütün çabalara karşın, birçok çocuk oryantasyon döneminde ağlar annesini istediğini dile getirir. Bu durum anaokulundaki ekip için de çocuğun ruhsallığını anlama, içinde büyüdüğü çevre ile ilişkisini değerlendirmek için de bir fırsat verir. Ağlama nedenleri önemlidir sadece bu yeni ortama alışmakta mı güçlük çekiyor yoksa güvenle ilgili bir sıkıntısı mı var? Bu anlamda “annem beni bıraktı geri gelmeyecek” diyen bir çocuk daha farklı bir yardıma ihtiyaç duyar. Hem aile, hem de okul annesinin geri geleceğini asla onu bırakmayacağı şeklinde güven vermelidir çünkü ancak kendini güvende hisseden bir çocuk rahat rahat okula gidebilir ve verimli bir gün geçirebilir. Nasıl yaklaşacağını bilen, güvenli bir duruş sergileyen, aynı zamanda da anlayan bir yaklaşım, bir anlamda daha babaya ait bir yaklaşım yetişkin-çocuk ikilisine yardımcı olabilir. Bu dönemde ağlayan çocuğa kendini ifade edebilmesi konusunda yardımcı olunabilir. Anne; çocuğunu anladığını ve bu değişimin hiç de kolay olmadığını ama bu okulda iyi vakit geçireceğini artık büyüdüğünü ve evde kalmasının gelişimi açısından tatmin edici olmadığını açıklayabilir. Ancak bunu söylemesi yetmez, kendisinin de buna inanması gerekir. Çocuklar söylenen kadar, kendilerine söylenmeyeni de algıyabilecek kapasiteleri vardır.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

Ayın Dosyası

  • Nasıl Bir Anaokulu? +

    Anaokulu sadece çocuk için değil, anne-baba içinde evden dış dünyaya geçişi temsil eder. Daha önce evde kendi denetiminde bakılan çocuk, Devamını Oku
  • Çocuğum İlkokula Hazır mı? +

    Ilkokula geçiş hemen her çocuk için hem heyecan verici hem de zorlayıcıdır. Kuralların olduğu ve artık oyunun yerini dersin aldığı Devamını Oku
  • Anaokuluna Başlarken +

    Aile içinde temelleri atılan eğitimin ikinci adımı, ilköğretim ile aile arasında bir köprü vazifesi kuran anaokuludur. Devamını Oku
  • Nasıl Bir İlkokul? +

    Ortalama bir anne-baba çocuklarının iyi bir eğitim alması, birey olarak kendini donatabilmesi, hayatını geçindirecek iş sahibi olmasıyla ilgili hayalleri vardır. Devamını Oku
  • Çocuklara Tuvalet Alışkanlığı Kazandırma +

    Tuvalet alışkanlığı çocuğun birey olma yolunda önemli gelişim aşamalarından birini oluşturur. Kendi bedenini ve işleyişiyle ilgili öğreniminde önemli bir rol Devamını Oku
  • 1

Kısa Kısa

Renkli mekanlarda çalısmak, beyaz, gri vb. duvarlı çalışma ortamları ile karşılaştırıldığında üretkenliği büyük ölçüde arttırdığı görülmektedir.