Aileye Yeni Bebek Geldiğinde

Her yeni bebek içine doğduğu ailede büyük değişikliklere neden olur. Söz konusu ilk bebek olduğunda değişimin en önemlisi kadın ve erkeğin birbirlerini algılayışlarında, kendilerini tanımlamalarında ve rollerinde yaşanır. Karı-koca olarak başladıkları aile içindeki kimliklerine anne-babalığı da eklemişlerdir. Ayrıca artık sadece kendi anne-babalarının kızı ya da oğlu, birbirlerinin eşi ya da çalışan biri değillerdir. Aynı zamanda anne-babalardır da. Birbirleriyle ilişkilerini artık bu rol üzerinde tanımlama eğilimine de girerler. Daha önce karısı ya da kocası olarak tanınan eş artık çocuğunun anne ya da babası olarak da tanımlanır. Sorgulamalar, yargılamalar, yorumlar ve eleştiriler çoğunlukla kendi çocuğuna yaklaşım ve davranışları üzerinden ifade bulmaya başlar. Aile içinde anne-babalığın ön plana çıkması evdeki bebeğin ne kadar merkeze konduğuyla doğru orantılıdır.

Bebek sahibi olma fikri özellikle bir kadını daha çocukluğundan itibaren zihnini meşgul eder. Evcilik oyununda aldığı rolde, kendi annesinin çocuğu iken, kardeşine hamile olan annesininkiyle kendi göbeğini karşılaştırırken ya da çevresinde yeni bir bebek doğduğunda bu ilgisini doğrudan ya da dolaylı olarak dile gelir. Dile gelsin ya da gelmesin daha küçüklükten itibaren kendi anne-babalarıyla olan ilişkilerinde gözlemlediklerinden, aile içinde nesilden nesle geçen çocuk sahibi olmaya ait düşüncelerden, oynadıkları evcilik oyunlarından zihinlerin gerisinde anne-baba olmaya ait şemalar oluşmuştur. Bir diğer deyişle kimse bir anda anne-baba olmaz, daha önceden gelen birikimleriyle anne-baba olur. Sanılandan çok daha önce başlayan bu süreç gerçeğe dönüştüğünde artık sadece bir hayal olmaktan çıkmıştır.

Hamilelik sürecinde bebeğini içinde büyüten anne sadece bedensel olarak değişime uğramaz. Geçmişten getirdiği çocuk sahibi olmakla ilgili şemalarla birlikte duygu ve düşünceleri çevresinde olup bitenlerden ziyade bebeğe odaklanır. Onun sağlıklı olup olmadığı, doğduğunda nasıl bir bebek olacağı, fiziksel özellikleri, cinsiyeti gibi pek çok konuyu içeren düşüncelerle hayalindeki bebekle ilişkiye girmeye başlar. Baba adayı ise kendisinin bir anlamda dışında seyreden bu duruma biraz da seyirci gibidir. Kimi zaman daha hamilelik döneminde kendini bu ilişkinin dışında bırakılmış gibi hissedebilir. Ancak o da kendine göre bebekle ilgili beklentileri ve hayallerini oluşturmaya başlamıştır. Ailenin bebeğe hazır olmadığı durumlarda, çiftelerden birinin bebeği istemediği, beklenen cinsiyette olmadığı, sağlığıyla ilgili sorunların yaşandığı ya da doğumun beklenenden erken olabileceği durumlarda hem hayalde canlanan bebekle ilgili düşünceler daha kaygı uyandırıcı olabilir, hem de karı-koca arasında daha bebek doğmadan, onun gölgesinde gerginlikler yaşanmaya başlayabilir.

Bebeğin doğumuyla birlikte hayalde canlanan bebekten gerçek bebeğe bir geçiş olur. Olumlu olsun ya da olmasın bebek sahibi olmanın özellikle ilk dönemleri aile içinde mutluluk ve stresi birlikte yaratır. Bebeğin bilinmezliği içinde özellikle anne bebeğini hayatta tutma, onu yeterince besleme, ağlamalarını anlamlandırma ve rahatlatmayı başarabilme ile ilgili ciddi bir uğraşı içindedir. Kendisinin yaşam döngüsü bebeğe odaklı olur. Annenin bedensel ve duygusal yorgunluğu, hormonal dalgalanmalar, yetersizlik ve çaresizlik duygularıyla yoğun kaygı ve depresyona neden olabilir. Bu dönemde anne bir taraftan bebeğine kendi bakmak isteği içindeyken, bir yandan da kendi çaresizliğine ilaç olacak özellikle daha deneyimli diğer annelere yönelir. Baba bu bakım ve ihtiyaçların karşılandığı ilişkinin iyice dışında bırakılmış hissedebilir. Kendisi bebekle de özdeşim kurup, bebeksi ihtiyaçlar duyup onun gibi bakılmak isteyebilir. Bu ihtiyaçları karşılanmadığında da öfkelenip, hatta bebekle rekabete girebilir. Bebek de bu gerginlikten kendi payına düşeni alır. İçeriden ve dışarıdan gelen birçok rahatsız edici durumu anlamlandıramayan ve adlandıramayan bebek büyük bir endişe içindedir. Kendisinin rahatlayabilmesi için gergin ve huzursuz değil, sakin ve sevecen kişilere ihtiyaç duyar. Çevresindekilerin tedirginliği ve çatışmalı halleri ancak huzursuzluğunun artmasına neden olur.

Anne başlangıçta bebeğiyle bu kadar yoğun bir şekilde ilgiliyken hem kendi, hem de eşinin ihtiyaçlarını göz ardı edebilir. Oysa eşiyle baş başa geçireceği bir zaman, yapacağı bir yürüyüş ya da arkadaşıyla gideceği bir film dönüşünde bebeğiyle birlikte vakit geçirmek için daha olumlu ve istekli olacaktır. Annenin bebeğin bakımıyla ilgili özeninde çevresindeki kişilere de yer açıp, onlardan destek alması annenin yorgunluğunu alır. Ancak çevresindeki kişilerin tutumu eleştirel olmayan, anne ile bebeğin ilişkisini kuvvetlendiren ve annenin kendini yeterli hissettiren bir tutum olmalıdır.

Aile içinde böylesine yaşam krizleri ilişkinin pek çok döneminde yaşanabilir ve bir anlamda ilişkinin deneyim alanı gibidir. Bu krizde de diğerlerinde olduğu gibi çiftler problem çözmeyi başardıkça gerçekte ilişkileri olgunlaşır ve kuvvetlenir, birbirlerine güveni artar. İçinde yaşarken sanki hiç geçmeyecekmiş, hiç düzelmeyecekmiş gibi görünen bu endişeli süreç bir süre sonra bebeğin daha anlaşılır olmaya başlayıp, günlük ritmi düzene girdikçe rahatlamaya başlar. Anne-babalığın sağlıklı gidebilmesi için sağlıklı bir karı-koca ilişkisine de ihtiyaç vardır. Birbirinin sıkıntılarını dinleyen, ihtiyaçlarını gözeten, gerektiği yerde destek veren bir yaklaşım çoğunlukla bu dönemin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasına yardımcı olur.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

Kısa Kısa

Kadınlar ve erkeklerin beyinlerindeki nöronlar arası snaptik bağların birbirlerinden farklıdır. Erkeklerde bu bağlar çogunlukla intrahemisferik (her bir beyin lobunun kendi içinde) iken, kadınlarda interhemisferik (iki lob arası) bağlar yoğunluktadır.